ANARKO-FEMİNİZM TÜM BASKI BİÇİMLERİNİN SONUNUN BAŞLANGICI

ANARKO-FEMİNİZM TÜM BASKI BİÇİMLERİNİN SONUNUN BAŞLANGICI

  • Çeviri Yazılar
  • 25 Nisan 2021 Pazar
  • 0
  • Okunma : 861

*


            Yazan: Sanya Sethi

                                                                                                                  Çeviri: Zekiye Gürün

Siyasal Düşünceler Tarihi Stajyeri

*  Bu metin, theanarchistlibrary.org adlı siteden 25.04.2021 tarihinde alınmıştır.


Anarko-Feminizm Nedir? 

Anarko-feminizm, “… baskıya, tahakküme ve otoriteye karşı olmak, ancak en önemli olduğu için değil, pek çoğumuzu etkilediği ve ele alınması gerektiği için cinsiyet baskısına odaklanmak olarak tanımlanmıştır. Cinsiyet baskısı, ataerkillik, cinsiyetçilik, homofobi, heteroseksizm, heteronormatiflik, transfobi, cinsiyet ikiliği, kilo fobisi, cinsel şiddet, vücut algısı sorunları vb. içerir.” 

Bu, amacı yalnızca kapitalist devleti değil, aynı zamanda her tür ataerkil egemenliği ortadan kaldırmak olan bir siyaset felsefesi ve hareketidir. Anarşist teorinin ortaya koyduğu hedeflere ulaşmak için mücadelenin merkezine kadınların özgürleşmesini yerleştirmeye odaklanır. Aynı zamanda itaat etmeden ve baskıdan uzak ilişkiler kurmada kadınların rollerinin anlaşılmasını geliştirmeye çalışır.

Anarko-feministler, feminizmin amaçlarını anarşizmden farklı olarak görmezler, ancak feminizmi bir anarşizm biçimi olarak görürler ve bunun tersi de geçerlidir. Onlara göre, “... devletin kendisinin ataerkil bir yapı olduğuna inandıklarından ötürü, ataerkilliğe karşı mücadele, devleti ortadan kaldırma ve kapitalizmi ortadan kaldırma mücadelesinin doğal bir parçasıdır.” Tüm cinsiyetler arasında “eşit bir zemin” yaratmak, anti-otoriter, anti-kapitalist, anti-baskıcı bir felsefe olarak tanımlanıyor. Anarko-feminizm, kadınların diğer gruplara veya partilere bağımlı olmaksızın sosyal özgürlüğünü ve özgürlüğünü önerir.


Kısa Bir Tarihçe: Dünya ve Hindistan

İlerleyen dönemlerde anarka-feminist/anarko-feminist olarak birbirinin yerine kullanılan anarşist-feminist terimi, 17. yüzyıl devlet teorisinden, devletten sıyrılma kavramını destekleyen Marksist devlet teorisinden ve tabii ki anarşist siyaset teorisinin kapsamlı literatüründen kaynaklanmaktadır. İlk defa, Ağustos 1970 tarihinde Ain’t Me Babe isimli Berkeley-merkezli dergide ortaya çıktı. Ayrıca, ilk olarak radikal feminizmi bir tür anarşi olarak gören kadınlar tarafından tanımlandı ve yaratıldı.

Radikal feministler, “erkek egemen tavrı”na ve "erkek hiyerarşik düşünce kalıplarına" karşı çıktılar. 1970'lerde, dünyanın birçok ülkesinde küçük lidersiz bilinç yükseltici grupların hızlı bir şekilde büyüdüğü zamanlarda, çoğunlukla Emma Goldman'ın yazıları aracılığıyla anarşizmi keşfettikten ve kadın kurtuluş hareketinin “sezgisel anarşizmini” gözlemledikten sonra tahakküme karşı çıkan buna karşılık gelen bir radikal feminizm teorisi geliştirildi.

Erken anarko-feminist teori ve tartışma Siren bülteni aracılığıyla ortaya çıktı. 1971'de bir dergi olarak çıkarılan ilk sayı, “Biz Kimiz: Anarko-Feminist Manifesto” [1]yu içeriyordu. Bildirge, devlet eleştirisi yoluyla anarko-feminizmi, sosyalist feminizmden ayırmaya odaklandı: “Bir Kadının Devrimci Hareketinin erkek egemen güç yapısının tüm kalıntılarını taklit etmemesi gerektiğine inanıyoruz, Devletin kendisi —  tüm eski ve kasvetli hapishane, ordu ve silahlı soygun (vergilendirme) aygıtıyla; tüm cinayetleriyle; tüm grotesk ve baskıcı yasaları ve insanların özel hayatlarına ve özgürce seçilmiş işbirliği girişimlerine müdahale etmeye yönelik iç ve dış askeri girişimleriyle.” Manifesto, neyin beklenip beklenmemesi gerektiğini ortaya koyan birçok şeyi ortaya koydu.

Hindistan'da, anarka-feminizminin izleri 1970'ler ve 1980'lerdeki feminist harekette izlenebilir. Bu süre zarfında, Hindistan devletinin insanların temel ihtiyaçlarını karşılamadaki başarısızlığı, işçilerin, köylülerin, orta sınıfların ve kadınların yaygın bir direnişine yol açtı. Ancak Hindistan devleti, 1975'te vatandaşların tüm medeni ve siyasi haklarını elinden alan bir Olağanüstü Hal ilan ederek yanıt verdi. Sonuç olarak, 1970'lerde diğer sol ve demokratik güçlerle birlikte kadın hareketi ortaya çıktı.

Takip eden yıllarda, kadın hareketi karmaşık tahakküm yapılarını tespit etti ve en büyük başarılarından bazılarını yasal reformlarla gördü. Hintli feministler yerleşik güç yapılarını sorgulamaya başladılar ve feministlerin ataerkilliği sorgulamasının devleti, kastı, sınıfı, topluluğu, evi, aileyi ve evliliği zorunlu olarak sorguladığını fark ettiler. Geleneksel aile, eğitim ve cinsiyet rolleri kavramlarına muhalefet, anarka-feminizminin önemli bir yönüdür. Evlilik kurumuna da büyük ölçüde karşı çıkıyor. Dolayısıyla, o dönemde bu tür güç yapılarına meydan okuyan Hintli kadınlar, anarka-feminizmle temaslarını gösteriyor.


Neden Önemlidir?

Anarka-feminizminden bahsettiğimizde, ortaya çıkan ortak bir soru şudur: “Anarşistler ve feministler zaten cinsiyetçiliğe karşı çıkıyorlarsa bu neden söz konusu?” Tarih bize, anarşist olmanın, kişiyi otomatik olarak cinsiyetçi olmayan biri yapmadığını söyler; benzer şekilde, feminist olmak, kişinin diğer baskı ve şiddet biçimlerine karşı koymasını gerektirmez. Bu yüzden anarka-feminizm önemli hale geliyor.

Anarka-feminist politika, bireysel ve kolektif mücadelelerde feminizme ve baskı karşıtlığına öncelik vermenin bir yoludur. Bu nedenle, güç ilişkilerine karar veren hiçbir hiyerarşi ve tahakküm biçimi kabul edilebilir olmadığından, feministlerin anarşi için mücadele etmeleri gereklidir. Feminist sosyal adalet ve toplumsal değişim nosyonları ile şu anda gördüklerinden çok daha fazla ilgiyi hak eden anarşist devrim anlayışları arasında önemli bir birliktelik var.


Sonuç

Anarko-feminizm, bize tüm baskı biçimlerini ele alma ve ezilenlerle dayanışma içinde hareket etme, böylece sadece cinsiyet veya kasta dayalı indirgemeci bir iktidar anlayışından kaçınmanın bir yolunu sunar. Ayrıca, deneyimleri farklılık gösterse de, gayri meşru güç ortak bir düşman olduğu için, insanların farklılıklarımıza rağmen dayanışma içinde çalışmalarını sağlar.

 

Hindistan'ın mevcut durumu, çeşitli baskı biçimlerinin hala yürürlükte olduğunu ve bizim ihtiyacımız olanın sadece ataerkilliğe değil, her türlü baskıya karşı bir mücadele olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle, Hintli feministlerin çağdaş zamanlarda aynı şeyi başarmanın bir yolu olarak anarko-feminizmi benimsemeleri gerekip gerekmediği, dikkate alınması gereken önemli bir sorudur.


[1] “Who We Are: The Anarcho-Feminist Manifesto”

 


O-Staj Ekibi
  • PAYLAŞ

YORUMLAR