Doğal Hukuk Kavramı ile Türkiye'deki Uluslararası Hukuk Sisteminin İlişkisi

Doğal Hukuk Kavramı ile Türkiye'deki Uluslararası Hukuk Sisteminin İlişkisi

  • Araştırma Yazıları
  • 14 Aralık 2021 Salı
  • 0
  • Okunma : 873

Doğal Hukuk kavramı, insanoğlunun yaradılışından günümüze kadar değişimler geçirerek gelmiş, insanın doğuştan sahip olduğu hakları kapsayan ve doğal olarak var olan bir kuramdır. Her yerde geçerli olan, sadece zamana bağlı olarak değişimler geçirmiş, en üstün ve en mükemmel hukuk kurallarının bütünü olarak lanse edilebilen doğal hukukun, bu makalede, ilk olarak hangi felsefeye ve hangi temele dayandığı üzerinde durulmuştur. Devamında, John Finnis’in ve Jacques Maritain’in bu konuya dair görüşleri ve doğal hukuk kuramının günümüze kadar canlılığını korumasındaki rollerinden bahsedilmiştir. Günümüzdeki modern doğal hukuk kuramının pozitif hukuka yöneldiği ve hukuki pozitivizm ile doğal hukuk kuramı arasındaki sınır H.L.A. Hart ile Lon Fuller arasındaki tartışma bağlamında çizilmiştir. Buna ek olarak hem ahlak felsefesi hem de hukuk felsefesi olan doğal hukuk kavramının detaylarına inilmiştir. Makalenin son kısmında ise Türkiye‘deki Uluslararası Hukuk istemindeki ahlak ve hukuk kavramı genelden özele inilerek ve “İstanbul Sözleşmesi” örneği kapsamında incelenmiştir.


Giriş

Doğal hukuk kavramı, binlerce yıl öncesinden farklı biçimler verilerek ve günümüze kadar sürekli değişimler geçirerek gelmiş bir düşünce şekli olarak tanımlanabilir. Ayrıca; doğal hukuk, doğal olarak var olan ve doğal olarak ayarlanmış bir hukuk olarak da kısaca tanımlanabilir. Doğal hukuk, genel olarak ahlak felsefesine dayanır ve ahlak ve hukuk arasındaki bağlantıları sistematik bir şekilde inceler. Bu bağlamdan yola çıkarak doğal hukuk, ahlaki bilginin nasıl elde edileceğine ve hukukun doğru bir şekilde incelenmesine dair bilgiler verir demek son derece mümkündür. Bu sebeple doğal hukuk, ahlak temelinden yola çıkarak önce toplumların, sonrasında da devletlerin iç yapısını doğrudan etkilemiştir; genel tabloda da uluslararası hukukun gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi doğal hukuk, temelde ahlaki bilginin ve hukukun ne olduğu ve nasıl incelenmesi gerektiğine dair bilgiler verir. Bu sebepten dolayı doğal hukuku, iki farklı türde incelemek mümkündür. Doğal hukuk kuramını, ahlak kavramanın ve hukuk kavramının Türkiye’deki uluslararası hukuk sistemi ile ilişkisini inceleyeceğiz.

1. Doğal Hukuk Kuramı Nedir?

Öncelikle doğal hukuk kuramının tanımını yaparken “bir kuramı ‘doğal hukuk’ kuramı yapan şey nedir?” sorusuna yanıt bulunması gerekir. Bu sorunun cevabı oldukça çeşitlidir; bunun sebebi, doğal hukuk kuramcısı olarak kendilerine lanse eden hukukçuların ya da filozofların bu konuya dair çeşitli cevaplarının olmasıdır. Ancak genel olarak doğal hukuk kuramı, bir amaç ve insan aklı  olarak  anlaşılabilir  olmalıdır.  Kısacası  doğal hukuk, insanın akılla erişebileceği, yazılı olmayan hukuk kuralıdır şeklinde rahatlıkla tanımlanabilir. Bunun dışında, yukarıda da belirtildiği gibi doğal hukuk kuramı temelde ahlak felsefesine dayanır; bu yüzden tüm ahlak kuramları ve ahlaki görecelik, doğal hukuk kuramıyla rahatlıkla ilişkilendirilebilir. Örnek olarak, ünlü bir hukuk filozofu olan ve kendisini doğal hukuk kuramcısı olarak tanımlayan “John Finnis,” “doğal” kelimesinin açıklanış şekillerine değinmiştir. Şöyle ki, ahlak felsefesini şekillendiren doğal hukuk kuramındaki “doğal” kelimesinde, ahlak ilkelerinin doğadan okunabilir olması gerektiği gerçeği vardır (Weinreb, 15). Aynı zamanda doğal hukuk kuramı, insan doğasıyla doğrudan bağlantılıdır ki buradaki “doğa” konsepti, ortak temel insan karakteristiğini işaret etmek için kullanılmıştır (Darwall, 263).

Modern doğal hukuk teorisi göz önüne alındığında “Jacques Maritain” ve yukarıda dile getirilen “John Finnis” gibi hukuk filozofları, etik ve meta etik üzerine yoğunlaşarak bu teorinin canlılığını korumaktadırlar; ancak günümüzdeki modern doğal hukuk kuramı, yukarıda belirtilen hukukçuların öncülüğünde bir etik kuram öne sürülmeyerek ve özele inilerek pozitif hukukun doğasına yoğunlaşılmıştır (H.L.A. Hart, 593). H.L.A. Hart (1907-92) ile Lon Fuller (1902-78) arasındaki tartışma, hukuki pozitivizm ve doğal hukuk kuramı arasındaki sınırı ön plana çıkarmıştır (Hart, 593). Bu sebeple hukuk ve ahlak kavramsal ayırımı son derece önemlidir.

2. Ahlak Kuramı

Doğal hukuk teorisinin temelini oluşturan ahlak kuramı, bir diğer deyişle ahlak felsefesi, ünlü hukuk filozofu John Finnis’in perspektifince “temel iyiler” üzerinedir (Finnis, 64). Bu temel iyilere, sırf kendileri için değer verildiği ve bunların, ‘hakikî insan gelişiminin görünümleri, ... eylemde bulunmak için gerçek nedenler’ olduğu fikri hakimdir (Finnis, 64). Finnis, Natural Law and Natural Rights adlı çalışmasında yedi maddelik bir liste verir. Bunlar; yaşam, bilgi, oyun, estetik deneyim, sosyallik (arkadaşlık), pratik akıl ve dindir (Finnis, 86-7). Finnis’in altını çizdiği bu yedi madde, yalnızca başka amaçlara ulaşmak için kullanılan araçlar olarak değil, sırf insanların kendi benlikleri için koydukları amaç ve hedeflerdir. Öte yandan Finnis, temel iyiler kavramının, metafizik bir kuramla okunan anlamda doğrudan değil, ‘pratik anlayışla kavranan iyinin temel biçimlerinin, sahip oldukları doğa itibariyle insanoğlu için iyi olan’ olduğu anlamında, dolaylı olarak insan doğasında bulunduğunu iddia eder (George, 83). Kısacası, temel iyiler arasında nesnel bir hiyerarşinin olmadığı fikrine rahatlıkla varılabilir (Finnis, 92). Ancak, Finnis’in dile getirdiği -temel iyiler üzerine kurulan- ahlak kuramı, birçokları tarafından eleştirilmiştir. En önemli eleştiri, Finnis’in temel iyiler kuramının karşılaşılan ahlaki sorunlara yanıt verememesidir (Finnis, 64-9). Şöyle ki, Finnis’in temel iyiler kuramının ve kuramdan yola çıkarak dile getirdiği yedi maddelik listenin zor ahlaki sorunların ya da ahlaki(etik) ikilemlerin yanıtlarına ulaşmak için yeterli değildir.

3. Doğal Hukuk Teorisi Bağlamında Hukuk

Doğal hukuk teorisinin bir diğer parçası olan hukuk kuramı, Finnis’in ahlak kuramında hukukun bazı ortak iyilere en iyi şekilde ulaşabilmenin bir aracı olduğu şeklinde tanımlanabilir (Finnis, 260-4). Buna ek olarak, hukukun bir topluluğa ya da bir topluluk kurma amacına, ortak iyisine katılmak ve akabinde iyi bir yaşam sürmek için vazgeçilmez olduğu fikri hakimdir. Doğal hukukun hukuk ile ilişkisini incelediğimizde doğal hukuk kuramındaki hukuk genel olarak yüksek güçler tarafından konulan uymamız gereken kurallar ve ilkeler bütünüdür. Bununla beraber geleneksel doğal hukuk kuramlarının beşeri ya da pozitif hukuk hakkındaki düşünceleri büyük öneme sahiptir. Özellikle Aquinas ve John Finnis’in de yer aldığı başka yazarlar tarafından da geliştirilen vatandaşların sorumlulukları ile devlet görevlileri hakkındaki tartışmalardır. Aquinas, devlet görevlilerine doğal hukuka uygun yasalar çıkartmalarının emredildiğine inanır. Bazen devlet görevlileri, genel ilkelere istinaden özel kuralların belirlenmesinde bir tercihe ya da takdire sahiptir.

 4. Türkiye'deki Uluslararası Hukuk Sistemindeki Ahlak ve Hukuk Kavramı

Yukarıdaki bilgiler ile, Türkiye‘deki uluslararası hukuk sistemindeki ahlak ve hukuk kavramını ele aldığımızda ve karşılaştırmak istediğimizde; doğal hukuk kavramında yer alan ahlak kuramını şöyle ilişkilendirebiliriz: ilk olarak, toplum içinde ahlaki değerlerin ve kuralların çok önemli bir yeri vardır. Ayrıca, toplumun ahlaki düzenini oluştururlar. Devletler, toplumun düzenini sağlayan ahlaki kuralları ve değerleri, oluşturdukları veya uyulmasını sağladıkları kurallar ile toplum üzerinde uygularlar. Türkiye’deki “Uluslararası Hukuk” sistemindeki yasal düzenlemeler ve kurallarda ahlaki kuralların temeline dayanır. Doğal hukuk kavramında yer alan ahlaki kuramın insanların kendi benlikleri için koyduğu amaç ve hedefler, Türkiye’deki uluslararası hukuk sisteminde de bulunmaktadır. Devletler, uluslararası hukukta en önemli aktörler arasında yer alır ve devletler, insanların kendi benlikleri için koyduğu hedef ve amaçları içinde barındırır. Bu doğrultuda devletler hem kendi iç hukuk sistemine hem de uluslararası hukuk sistemine yön verir. Türkiye’nin uluslararası hukuk sisteminde de “devlet” çok önemli bir aktördür ve Türkiye’nin uluslararası hukuk sistemi de devletin benliği için koyduğu amaçları ve hedefleri bünyesinde barındırır. Finnis’in de dile getirdiği gibi “insanın doğasında bulunan bu amaçlar ve hedefler, bazen olumlu gelişmeler yaratırken bazen de uluslararası sistemde olumsuz gelişmeler yaratabilir.” Örnek olarak, uluslararası arenada Türkiye’nin “Uluslararası Hukuk” sistemine de yansıyan, ayrıca hem ahlaki hem de insani kurallar ve değerlerin hiçe sayıldığı en önemli sorunlardan birisi mülteci, göçmen ve sığınmacı olarak adlandırılan insanların Türkiye’ye göç etmesidir. Yaşanılan bu problem, insanların can güvenliğinden dolayı ortaya çıkmaktadır. Yakın zamanda yaşanılan olaylara değinmek gerekirse, ABD ve NATO, Afganistan’dan askerlerini çekerek Taliban’ın ilerleyişi hız kazanmıştır; bu sayende başkentin alınması sağlanmıştır. Bu sebepten dolayı, Afganistan’da yaşayan insanlar kaçak yollar ile legal olmadan Türkiye’ye gelmiştir. Bu örnek ile insanların, aslında devletlerin kendi benlikleri için koyduğu amaç ve hedefler ahlaki değerlere dayanabiliyorken, uluslararası sistemde devletlerin aldıkları kararlar aslında kendi çıkarları doğrultusunda aldıklarını ve bunu çoğunlukla ahlaki değerleri düşünmeden ve diğer devletlerin de ahlaki değerler açısından uluslararası sistemde ve uluslararası hukuki sistemde olumsuz etkileyebileceğini düşünmeden davranabileceğini, aynı zamanda problemler yaratabileceğini görmekteyiz.

Doğal hukuk kuramı, yukarıda da bahsettiğimiz gibi kendi içindeki hukuk kavramanı toplum için ortak iyilere ulaşmanın bir aracı olarak görür ve toplumun iyi bir yaşam sürmesini ister. Bununla beraber doğal hukuk kuramı, hukuk kuramının sisteme egemen olan güçlü devletlerin koydukları kurallara uymamız geren ilkeler olarak da adlandırır. Uluslararası sistemde, devletler arasındaki hukuk kavramına göz gezdirdiğimizde; yüzyıllar boyunca insanlar hukuku tanımlamaya ve açıklamaya çalışmışlardır. Genel olarak bu tanımlama çabasının, hukuk kavramının eşitlik, adalet ve hak kavramları ekseninde yer aldığı görülür. Ayrıca hukuk kavramının, devletlerin uluslararası ilişkilerini düzenleyen ve devletlerin iç hukukunun kaçınılmaz bir parçası olan önemli bir faktör olduğunu da görmek mümkündür. Buna ek olarak, hukuk kavramının Türkiye’deki “Uluslararası Hukuk” sistemindeki yerine baktığımızda çok önemli bir yer kapladığını ve hukuk kavramının içerdiği eşitlik, adalet ve hak kavramlarına da önem verdiğini görürüz. Bu bilgiler doğrultusunda, Türkiye “Uluslararası Hukuk” sisteminde, doğal hukuk kuramında da yer alan ‘ortak iyiye ulaşma ve toplumda iyi bir yaşam’ sürmeye çalışmasına sahiptir; çünkü hukuk sistemleri, toplumun gelişimini sağlayabilecek, insan haklarına, eşitliğe, adalete, demokrasiye ve barışa önem verebilecek ve son olarak, toplum ve insan hayatının bütünsel olarak ideal anlamda devamını sağlayabilecek kurallara ve değerlere sahip olmak zorundadır. Ancak Türkiye’deki uluslararası hukuk sistemi, bunu tam olarak sağlayabilen bir sisteme sahip değildir. Açıklamak gerekirse, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden feshi olayını bu konuya örnek olarak vermek mümkündür. İstanbul Sözleşmesi; uluslararası hukukta, kadınlara yönelik her türlü şiddetin ve ayrımcılığın önlenmesine ilişkin bir Avrupa Konseyi Sözleşmesi’dir. Ayrıca, sözleşmede var olan ülkelerin sorumluluklarını belirleyen bir uluslararası insan hakları sözleşmesidir. Bununla birlikte; sözleşme, Avrupa ülkelerini hukuki yönden bağlayan ilk uluslararası sözleşmedir. Kısacası İstanbul Sözleşmesi, uluslararası hukukta bu kadar önemli bir yer tutarken ve ayrıca bu sözleşme , hukuk kavramının temelini oluşturan adalet, hak ve eşitlik kavramlarını temsil ederken, Türkiye’nin uluslararası hukuk sisteminde yer alan bu sözleşmeden feshetmesi, doğal hukuk kavramında yer alan “toplumun iyi bir yaşam sürmesini sağlamak” yükümlülüğü sağlayabilmektedir demek mümkün değildir. Son olarak, Türkiye’deki “Uluslararası Hukuk” sistemi her ne kadar doğal hukuk kuramının içerdiği -toplumu ortak iyiye ulaştırmak- yükümlülüğünü içerse bile uluslararası hukuk bunu sağlayabilmekte zorluk çekmektedir.

Sonuç

Sonuç olarak; doğal hukuk kuramında yer alan ahlak ve hukuk kavramları, Türkiye’deki “Uluslararası Hukuk” sistemiyle yakından ilişkilidir; çünkü ahlak ve hukuk kavramları, uluslararası hukuk sisteminde yer alan, kuralların ve yasaların düzenlenmesinde ve oluşmasında önemli bir yere sahip olan kavramlardır. Bundan dolayı, bu iki kavramı hukukun dışında düşünmemiz olanaksızdır.

Kaynakça

Finnis, Natural Law and Natural Rights, 64; krş. Aquinas, Summa Theologiae, q. 94, art. 2 Finnis, Natural Law and Natural Rights, 64-9

Finnis, Natural Law and Natural Rights, 92

Finnis, Natural Law and Natural Rights, 260-4; John M. Finnis, ‘Law as Co-ordination’, Ratio Juris, 2 (1989), 97.

George, A Defense of Natural Law Theory, 83-91

H.L.A. Hart, ‘Positivism and the Separation of Law and Morals’, Harvard Law Review, 71 (1958), 593.

Lon Fuller, ‘Positivism and Fidelity to Law -A Response to Professor Hart’, Harvard Law Review, 71 (1958), 630.

Lloyd L. Weinreb, Natural Law and Justice (Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 1987), 15-42.

Ralph McInerny, ‘The Principles of Natural Law’, American Journal of Jurisprudence, 25 (1980).

Stephen Darwall, ‘Law and Autonomy: From Imposition to Self-Legislation’, 116(2), 263–284.


Sarper Göksal

Ayşe Merve Saraçoğlu

Rümeysa Sel

ULUSLARARASI HUKUK O-STAJ PROGRAMI STAJYERLERİ


O-Staj Ekibi
  • PAYLAŞ

YORUMLAR